Özetteki bölümler

Voltaire’in Candide’i, korunaklı bir şatoda yetişen genç bir adamın savaş, yoksulluk ve felaketlerle karşılaşırken kendisine öğretilen iyimserliği sorgulamasını anlatır. Candide’in yolculuğuna yön veren başlıca istek, sevdiği Cunégonde’a yeniden kavuşmaktır. Ancak karşılaştığı şiddet ve adaletsizlikler, hocası Pangloss’un dünyanın mümkün olan en iyi düzene sahip olduğu düşüncesini sürekli sınar. Eser, maceralarla ilerleyen bir hikâye içinde düşüncelerle yaşanan gerçeklik arasındaki çatışmayı görünür kılar.

Olay örgüsü: Candide’in şatodan kovulması

Öykü, Vestfalya’daki bir baronun şatosunda başlar. Candide burada Pangloss’un derslerini dinler ve baronun kızı Cunégonde’a ilgi duyar. Dış dünyayı henüz tanımayan genç, hocasının açıklamalarını büyük bir güvenle benimser. Şatodaki yaşamını, çevresindeki ayrıcalıkları sorgulamadan sürdürür; kendisine sunulan düzenin dışında nasıl bir hayat bulunduğunu bilmez.

Cunégonde’la yakınlaşırken barona yakalanınca şatodan kovulur. Böylece barınabileceği güvenli yeri ve sevdiği kişiyi aynı anda kaybeder. Yolda karşılaştığı askerler aracılığıyla Bulgar ordusuna alınır. Askerlik, beklediği gibi bir dayanışma ortamı değildir: Sert eğitimden geçer ve firar sayılan bir davranışı nedeniyle ağır biçimde cezalandırılır.

Ardından Bulgarlarla Abarlar arasındaki savaşa tanık olur. Çatışmaların ardından köylerde gördüğü ölümler ve sivillere uygulanan şiddet, şatoda öğrendiği dünya tasarımıyla bağdaşmaz. Candide savaş alanından uzaklaşarak Hollanda’ya ulaşır.

Hollanda’da yardım ve Pangloss’tan gelen haberler

Parasız ve aç kalan Candide, yardım ararken dinî öğütlerle karşılaşır; fakat bu öğütler karnını doyurmaz. Anabaptist Jacques ise ona yiyecek, barınma ve çalışma olanağı sağlar. Candide’in karşılaştığı somut yardım, onu yeniden insanlara güvenmeye yöneltir. Bu aşamada Pangloss’un öğretisini bütünüyle bırakmaz; Jacques’ın cömertliğini, iyimserliğini destekleyen bir deneyim olarak karşılar.

Daha sonra ağır hastalanmış Pangloss’u bulur. Hocası, şatonun saldırıya uğradığını ve Cunégonde’un öldürüldüğünü söyler. Bunlar Pangloss’un aktardığı haberlerdir; Candide henüz olayların bütününü bilmemektedir. Sevdiği kadını kaybettiğine inanarak büyük üzüntü yaşar. Pangloss ise kendi hastalığına ve anlattığı felaketlere rağmen düşüncesini savunmayı sürdürür. Jacques, Pangloss’un tedavisini üstlenir. Ardından üçü Lizbon’a gitmek üzere denize açılır.

Olay örgüsü: Lizbon yolculuğu ve deprem

Lizbon’a doğru ilerleyen gemi şiddetli bir fırtınaya yakalanır. Anabaptist Jacques, denize düşen bir denizciyi kurtarmaya çalışırken kendisi de suya kapılır. Candide ona yardım etmek ister; ancak Pangloss’un itirazı ve gemideki karmaşa nedeniyle Jacques boğulur. Candide ile Pangloss kıyıya ulaşır. Jacques’ın ölümü, iyilik yapan insanların da felaketlerden korunmadığını gösteren ilk büyük kırılmadır.

Lizbon’a vardıklarında şehir büyük bir depremle sarsılır. Candide, yıkıntılar arasında insanların öldüğünü ve yaralandığını görür. Pangloss ise bu felaketi sorgulamak yerine nedenlerini açıklamaya çalışır; onun için deprem bile dünyadaki düzenin bir parçasıdır. Bu tutum, Candide’in yaşadığı acıyla hocasının soyut açıklamaları arasındaki mesafeyi büyütür.

Depremi önlemek amacıyla düzenlendiği söylenen bir engizisyon töreninde Pangloss asılır, Candide ise halkın önünde kırbaçlanır. Törenin amacı görünüşte dinsel düzeni korumaktır; fakat anlatı, insanların gerçek bir felakete karşı anlamsız ve acımasız bir gösteriyle karşılık vermesini eleştirir. Candide, Pangloss’un öldüğünü sanarak umutsuzluğa düşer.

Olay örgüsü: Cunégonde’un hayatta olduğunun ortaya çıkması

Candide’i yaralarını sarmak üzere yaşlı bir kadın yanına alır. Kadın, Cunégonde’un şatodaki saldırıdan sağ kurtulduğunu ve Lizbon’da bulunduğunu söyler. Candide böylece yasın içinden yeniden umuda yönelir. Cunégonde, ailesinin öldürülmesinden sonra farklı kişilerin denetimine girmiştir; Don Issachar ile Engizisyon Başpiskoposu onun üzerinde hak iddia etmektedir. Candide’le karşılaşması, arayışının ilk sonucudur.

Bu buluşma uzun süre huzur getirmez. Candide, Cunégonde’u korumaya çalışırken önce Don Issachar’ı, ardından Engizisyon Başpiskoposu’nu öldürür. Yaşlı kadının yardımıyla üçü Lizbon’dan kaçmak zorunda kalır. Candide bu aşamada artık Pangloss’un öğretilerini yalnızca dinleyen saf genç değildir; karar alan, sonuçlarının sorumluluğunu taşıyan ve hayatta kalmak için şiddetle yüzleşen birine dönüşmeye başlar.

Olay örgüsü: Cádiz’den Buenos Aires’e

Candide, Cunégonde ve yaşlı kadın Cádiz’e ulaşır. Burada Paraguay’daki Cizvitlere karşı gönderilecek birlikler hazırlanmaktadır. Candide’in Bulgar ordusunda öğrendiği askerlik becerileri işe yarar; kendisine yüzbaşılık verilir. Üçü, hizmetkârlarla birlikte Güney Amerika’ya doğru yola çıkar.

Deniz yolculuğunda yaşlı kadın kendi geçmişini anlatır. Soylu bir çevrede doğmuş, ardından kaçırılma, kölelik, savaş ve salgınlarla karşılaşmıştır. Sevdiklerini kaybetmiş, ağır bedensel acılar çekmiştir. Cunégonde’un kendi talihsizliğini başkalarınınkinden büyük saymasına karşılık, yaşadıklarını ayrıntılarıyla aktarır. Bunca felakete rağmen yaşamaktan vazgeçmediğini de belirtir.

Buenos Aires’te vali, Cunégonde’a ilgi duyar ve onunla evlenmek ister. Ancak Lizbon’daki cinayetlerin ardından Candide’in peşine düşen görevlilerin yaklaştığı anlaşılır. Yaşlı kadın, Cunégonde’a valinin yanında kalmasını, Candide’e ise kaçmasını öğütler. Candide, uşağı Cacambo’yla birlikte şehirden ayrılır; sevdiği kadına kavuşmuşken ondan yeniden uzaklaşır. (Fransızca metin, X–XIII. bölümler)

Paraguay’da Cunégonde’un ağabeyiyle karşılaşma

Cacambo, farklı dilleri ve bölgedeki toplulukları tanıyan, güçlükler karşısında çözüm üretebilen bir yol arkadaşıdır. Onun yönlendirmesiyle Candide, bu kez İspanyollara karşı savaşan Cizvitlerin bölgesine gider. Buradaki komutanın, Cunégonde’un öldüğü sanılan ağabeyi olduğu ortaya çıkar. Genç baron, şatoya yapılan saldırıdan kurtulmuş ve Cizvitlere katılmıştır.

İlk karşılaşmaları sevinçlidir. Candide, Cunégonde’un yaşadığını anlatır. Ancak onunla evlenmek istediğini söyleyince görüşmenin havası değişir. Ağabey, Candide’in soyluluğunu yetersiz bulur ve bu evliliğe karşı çıkar. Ardından kılıcının yassı yanıyla Candide’e vurur. Candide de kılıcını çekerek onu yaralar ve öldürdüğünü sanır. Bir kez daha şiddete başvurmuş olmanın dehşetini yaşarken Cacambo harekete geçer: Komutanın Cizvit giysilerini Candide’e giydirerek kaçışını sağlar. İkili yeniden yola düşer. (İngilizce metin, XIV–XV. bölümler)

Yorum: Bu karşılaşmada sevgi ve dayanışma, sınıf ayrıcalığının sınırına çarpar. Candide’in kurtulduğuna sevindiği kişi, evlilik söz konusu olduğunda onu aşağı görür. Şatoyla bağlantılı birine yeniden kavuşmak, eski güven duygusunu geri getirmez. Cacambo ise bu çıkmazda düşüncelerini uzun uzun savunarak değil, işe yarayan kararlar alarak öne çıkar.

Kulaklılar arasında: Cacambo’nun arabuluculuğu

Candide ile Cacambo kaçışları sırasında iki genç kadınla karşılaşır. Kadınları kovalayan maymunları tehlike sanan Candide, hayvanları vurarak onları kurtardığını düşünür. Ancak kadınlar ölü maymunlara sarılıp ağlar. Cacambo, öldürülen hayvanların kadınların sevgilileri olduğunu açıklar. Candide’in yardım etme niyeti, tanımadığı bir çevrede durumu doğru değerlendirmesine yetmemiştir.

Gece uyuduklarında Kulaklılar tarafından yakalanırlar. Candide’in üzerindeki Cizvit giysileri, düşman sayılmalarına ve yenilmek üzere hazırlanmalarına yol açar. Cacambo, topluluğun dilini konuşarak Candide’in Cizvit olmadığını, tersine bir Cizvitle çatışıp onun giysilerini aldığını anlatır. Söyledikleri doğrulanınca ikisi de serbest bırakılır ve dostça uğurlanır. Bir kez daha onları kurtaran, Cacambo’nun dil bilgisi ve soğukkanlılığıdır. (Fransızca metin, XVI. bölüm)

Olay örgüsü: Eldorado’da başka bir düzen

Yolculukları onları sarp dağlarla çevrili Eldorado’ya götürür. Burada çocukların oynadığı taşlar, dış dünyada büyük servet sayılan altın ve mücevherlerdir. Candide ile Cacambo, yemeklerinin karşılığını bunlarla ödemeye çalışınca şaşkınlıkla karşılanır; ülkede bu maddelere onların yüklediği değer verilmez.

Yaşlı bir adamdan ülkenin geleneklerini öğrenir, ardından kralın huzuruna çıkarlar. Kral, kendisine gösterişli bağlılık törenleri yapılmasını beklemez. Başkentte bilim ve öğrenim önemlidir; mahkemeler ve hapishaneler yoktur. Dinî yaşam ise Tanrı’dan sürekli bir şeyler istemekten çok şükretmeye dayanır. Eldorado, Candide’in daha önce tanıdığı toplumların işleyişinden belirgin biçimde ayrılır.

Buna rağmen Candide burada kalmayı seçmez. Cunégonde’a kavuşmak ister; ayrıca Eldorado’da sıradan sayılan zenginliklerin dış dünyada kendisine üstünlük sağlayacağını düşünür. Kral, ayrılmanın güçlüğünü belirtse de onları zorla tutmaz. Mühendislerin hazırladığı düzenek sayesinde, erzak ve hazineler taşıyan kırmızı koyunlarla dağları aşarak ülkeden çıkarlar. (İngilizce metin, XVII–XVIII. bölümler)

Yorum: Eldorado, kötülüğün zorunlu olduğunu söyleyen açıklamalara karşı farklı bir toplumsal düzen ihtimalini görünür kılar. Candide’in ayrılışı ise yalnızca aşkıyla açıklanmaz: Başkalarından daha zengin ve güçlü olma arzusu, güvenli bir yaşamın çekiciliğine ağır basar.

Olay örgüsü: Surinam’da kölelik ve kaybedilen servet

Eldorado’dan ayrılan Candide ile Cacambo, taşıdıkları servetin dış dünyada büyük bir güç sağlayacağına inanır. Ancak yolculuk sırasında hayvanların ve hazinelerin önemli bir bölümünü kaybederler. Surinam’a ulaştıklarında Candide, Avrupalıların şeker üretimi uğruna çalıştırdığı, bedensel olarak ağır biçimde sakatlanmış bir köleyle karşılaşır. Adamın anlattıkları, sömürge düzeninin arkasındaki şiddeti görünür kılar. Candide, bu manzaranın Pangloss’un her şeyin iyi bir amaçla gerçekleştiği yönündeki açıklamalarıyla bağdaşmadığını fark eder. İyimserliği ilk kez yalnızca sarsılmaz; ahlaki açıdan da savunulamaz görünmeye başlar.

Candide, Cunégonde’un Buenos Aires’te kaldığını öğrenince Cacambo’yu onu bulup kurtarması için gönderir. Kendisi de Avrupa’ya geçerek Venedik’te buluşmayı planlar. Fakat Surinam’da bir Hollandalı tüccar, Candide’in güvenini kötüye kullanır ve servetinin büyük kısmını alarak kaçar. Bu olay, zenginliğin Candide’e güvenlik ya da adalet getirmediğini gösterir. Eldorado’da anlamını yitiren altın, dış dünyada hem arzuyu hem de hileyi büyüten bir araca dönüşür.

Candide’in Martin’le karşılaşması

Candide, yolculuğunda kendisine eşlik etmesi için Martin adında yoksul ve deneyimli bir bilgin seçer. Martin, Pangloss’un iyimserliğinin tersine, dünyada kötülüğün iyilikten daha baskın olduğunu düşünür. Onun karamsarlığı soyut bir öğretiye değil, yaşadığı kayıplara, haksızlıklara ve insanların bencilliğine dayanır. Böylece Candide’in yolculuğundaki düşünsel çatışma iki ayrı kişide somutlaşır: Pangloss her felaketi açıklamaya çalışırken Martin hiçbir düzenin insanları korumadığını savunur.

Candide ise ikisinin arasında kalır. Cunégonde’a kavuşma umudunu korur; fakat artık karşılaştığı acıları hazır açıklamalarla geçiştiremez. Yolculuğunun sonraki bölümünde Avrupa toplumlarını, dinî kurumları, savaş anlayışını ve gündelik çıkar ilişkilerini Martin’in eleştirel bakışıyla birlikte değerlendirmeye başlayacaktır.

Martin'le birlikte Surinam'dan Avrupa'ya açılan Candide, denizde de tartışmayı sürdürür. İkisi iyiliğin ve kötülüğün dünyadaki ağırlığı üzerine konuşurken Candide, kendisini soyan tüccar Vanderdendur'a ait geminin battığını görür. Bu olay ona kısa süreliğine adaletin gerçekleştiği duygusunu verir; Martin ise tek bir cezanın dünyadaki kötülüğü ortadan kaldırmadığını hatırlatır.

Olay örgüsü: Avrupa'ya dönüş ve İngiltere'deki infaz

Fransa'ya vardıklarında Candide hastalanır. Paris'te doktorlar, kumar çevreleri ve aracılarla karşılaşması, yardım görüntüsü altında işleyen çıkar ilişkilerini açığa çıkarır. İnsanların bir yabancının hastalığından ya da saflığından yararlanması, Pangloss'un savunduğu düzen fikrine yeni bir darbe indirir. Candide burada yalnızca savaş ve doğal felaketlerin değil, gündelik hayatın hilelerinin de insanları savunmasız bıraktığını görür.

İngiltere'ye geçtiğinde bir amiral, düşmana yeterince zarar vermediği gerekçesiyle idam edilir. İnfazın başkalarına örnek olması beklenmektedir. Candide bu uygulamayı dehşet verici bulur ve ülkeden ayrılır. Savaşın yalnızca cephede yaşanan bir çatışma olmadığını, devletlerin kendi başarısızlıklarını cezalandırma gösterileriyle örtmeye çalışabildiğini fark eder.

Olay örgüsü: Venedik’te mutsuzluk ve kayıp dostlar

Venedik'te Cacambo'yu ve Cunégonde'u ararken Paquette ile karşılaşır. Candide'in daha önce tanıdığı bu kadın, şimdi geçimini bedenini satarak sağlamaktadır; manastıra kapatılmış Giroflée de kendi hayatından memnun değildir. Candide onlara yardım etmeye çalışsa da para, ikisinin de mutsuzluğunu kalıcı biçimde gidermez.

Candide ve Martin daha sonra zengin Venedikli Pococurante'yi ziyaret eder. Adamın sarayı, bahçeleri, kitapları ve sanat eserleri vardır; ancak hepsinden sıkılmıştır. Candide önce böylesine varlıklı bir kişinin mutlu olması gerektiğini düşünür. Martin ise bolluğun tek başına huzur yaratmadığını gösterir.

Bir karnaval yemeğinde tahttan indirilmiş altı hükümdarla karşılaşmaları, siyasal gücün ne kadar geçici olduğunu ortaya koyar. Ardından Cacambo, Cunégonde ile yaşlı kadının Konstantinopolis'te köle olarak bulunduğunu bildirir. Candide yeniden yola çıkar; bu kez amacı yalnızca sevgilisine kavuşmak değil, onu içinde bulunduğu esaretten kurtarmaktır.

Final ve spoiler uyarısı: Konstantinopolis’te son buluşmalar

Spoiler uyarısı: Aşağıda eserin sonu açıklanır.

Candide, Cacambo’nun özgürlüğünü satın aldıktan sonra Konstantinopolis’e doğru yolculuğunu sürdürür. Kürek mahkûmları arasında Pangloss’u ve Cunégonde’un ağabeyini tanır. İkisi de öldükleri sanılan olaylardan kurtulmuştur. Candide onların da özgürlüklerini satın alır; ardından Cunégonde ile yaşlı kadını bulup kurtarır.

Candide artık Cunégonde’u güzel bulmaz ve eski tutkusunu hissetmez. Yine de onunla evlenir. Ağabeyinin soyluluk gerekçesiyle yeniden karşı çıkması sonucu değiştirmez; baron yanlarından uzaklaştırılır. Böylece uzun arayışın sonunda gerçekleşen kavuşma, kusursuz bir aşk mutluluğuna dönüşmez.

Topluluk küçük bir çiftliğe yerleşir; fakat başlangıçta can sıkıntısı ve tartışmalar sürer. Kötülük üzerine sorularını yönelttikleri derviş, bekledikleri açıklamayı sunmaz. Ardından tanıştıkları yaşlı bir Türk ise ailesiyle çalışarak yaşadığını anlatır. Onun örneğinden sonra herkes becerisine göre üretime katılır. Pangloss yaşananları yine öğretisine bağladığında Candide sözü bahçede yapılacak işe getirir. (Fransızca metin, XXVII–XXX. bölümler)

Karakterler ve değişimleri: Candide’in kazandığı bağımsızlık

Karakter yorumu: Pangloss, yaşadıklarıyla düşüncesi arasındaki çelişkiye rağmen iyimser öğretisini korur. Martin’in karamsarlığı da bütünüyle ortadan kalkmaz. Cacambo, yolculuk boyunca pratik çözümleriyle belirleyici olur. Candide’in değişimi ise bu düşünsel uçlardan birine kesinlikle bağlanmak yerine kendi deneyimine dayanmasıdır. Artık hocasının açıklamasını son söz olarak kabul etmez. Cunégonde da yalnızca aranan sevgili olmaktan çıkar; finalde pastacılıktaki becerisiyle ortak yaşama katılır. (İngilizce metin, XXX. bölüm)

Ana fikirler ve temalar: Bahçenin anlamı

Editoryal yorum: Bahçe, bütün sorunların çözüldüğü yeni bir Eldorado olarak okunmamalıdır. Kölelik, savaş ve adaletsizlik dünyadan silinmez; kahramanlar kendi hayatlarında sürdürebilecekleri sınırlı bir düzen kurar. Candide’in ana fikri, acıyı zorunlu bir iyiliğin parçası diye açıklamak yerine yapılabilecek somut işe yönelmekte belirginleşir. Bu, düşünmenin tümden reddinden çok, düşüncenin sorumluluk ve emekle sınanmasıdır. Finalin ölçülü umudu, mutluluğu garanti etmesinde değil, edilgenliği aşmasındadır.

Yazar ve bağlam: Voltaire’in felsefi hicvi

Candide, Voltaire’in 1759’da yayımlanan felsefi anlatısıdır. Aydınlanma döneminin din, otorite ve akıl tartışmaları içinde yer alır. Avrupa savaşları, sömürge düzeni ve Lizbon depremi, eserdeki iyimserlik eleştirisinin tarihsel arka planını oluşturur. (Britannica; Fransızca metin)

Biçimsel yorum: Voltaire, düşüncelerini sistemli bir felsefe incelemesiyle değil, birbirini izleyen karşılaşmalarla sınar. Kısa bölümler, ani rastlantılar ve beklenmedik dönüşler, dünyanın anlaşılır bir plana uyduğu iddiasını sürekli boşa çıkarır. Bu nedenle olayların aşırılığını yalnızca gerçekçilik eksikliği olarak görmek, hicvin nasıl işlediğini gözden kaçırabilir. Anlatıcının soğukkanlılığı ile anlatılanların korkunçluğu arasındaki uzaklık, okurun hem gülmesini hem de gülüşünden rahatsız olmasını sağlar.

Kimler okumalı? Candide’in anlatımına hazırlık

Candide, düşünceyi hikâye içinde tartışmayı seven, kara mizaha ve toplumsal eleştiriye açık okurlara seslenir. Buna karşılık, uzun psikolojik çözümlemeler ya da kesintisiz bir duygusal yakınlık bekleyenleri şaşırtabilir. Kişiler çoğu zaman bir düşüncenin sınırlarını görünür kılacak biçimde kurulmuştur; anlatıcı acıklı sahnelerde bile mesafesini korur.

Bu mesafe, şiddetin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Savaş, kölelik ve cinsel şiddet anlatının belirleyici unsurlarıdır. Eserin kısalığı, okuma deneyiminin hafif veya rahatlatıcı olacağını düşündürmemelidir.

Editoryal değerlendirme: Kolay cevapları bozan bir anlatı

Editoryal yorum: Eserin başarısı, yalnızca Pangloss’u gülünç duruma düşürmesinde değil, Candide’i de eleştirinin dışında bırakmamasındadır. Kahramanın iyi niyeti, yanlış kararlarını veya başkalarının hayatı üzerindeki etkilerini kendiliğinden haklı çıkarmaz. Böylece okurun yalnızca açıkça zalim kişileri yargılayıp rahatlaması zorlaşır.

Hızlı olay akışı, felaketleri sıradanlaştırıyormuş izlenimi verebilir. Aynı hız, saygın kurumların şiddeti nasıl olağanlaştırdığını da görünür kılar. Bununla birlikte mağdurların iç dünyası yer yer geri planda kalır. Hicvin gücüyle sınırı bu noktada buluşur: Sarsıcı karşılaşmalar düşünsel tartışmayı keskinleştirirken kişisel deneyimin ayrıntılarını daraltır.

Sonuçta Candide, ne koşulsuz iyimserliği ne de hiçbir şey yapılamayacağı düşüncesini güvenli bir sığınak olarak sunar. Okurunu bütün cevaplara sahip olmaya değil, savunduğu fikirlerin başkalarının yaşamında neye yol açtığını düşünmeye çağırır. Kalıcı etkisi, kolay teselli vermeyen bu sorgulamasındadır.

Başvuru

Kaynaklar

  1. www.britannica.com
  2. www.gutenberg.org